Arama
A. Kadir Bıyıklı

Guti’den İyi Transfer!

   03/09/2010


Çok iddialı bir söz olabilir ama sözümün arkasındayım. Fatih Tekke’yi, Hagi, Şota kalibresinde gördüğüm için Beşiktaş’a gittiğini duyduğumda ağzımdan bu söz çıktı:
‘Guti’den daha iyi transfer.’

Bir oyuncu düşünün 33 yaşında bonservisiyle transfer yapıyor. 33 yaşında  yılda 2 milyon civarında para kazanacak bir oyuncu ya çok yetenekli ya da çok profesyoneldir. Tekke hem yetenekli hem de profesyonel. Onun için Guti’den iyi, onun için Hagi, Figo kalitesinde bir isim.

Üstelik de yerli. Türk malı. Yerli oyunculara nasıl bakıldığını biliyorsunuz. Hakan Şükür bu yaşlarda Galatasaray’dan gönderilmek istenmedi mi? Ki gönderildi de. Fatih Tekke futbolunun son düzlüğünde büyük bir transfere imza attı. Kimse onun için büyük futbolcu değildi diyemez. Büyük futbolcu, büyük yetenek. Böyle bir yeteneğe sahip çıkan Beşiktaş’a alkış, sırtını dönen Trabzonspor’a ise yazık diyorum. Hem de ne yazık!

Sen sembol oyuncunu, adına tribünlerde tezahüratlar yapılan, eksi gol kralına kulüp kapılarını kapatmakla kalmıyor, İstanbul’da şampiyonluktaki rakibine kaptırıyorsan. Yöneticilik bu değil. Kimse Trabzonsporlu yöneticilerden para istemiyor. Onların parası Trabzonspor’a hafif kalır. Ama iş bilmezlik affedilmez. 

Aynı yöneticiler, Ersun Yanal zamanında 100 bin dolar fark var diye Yusuf’u almadılar. Sonuç, şampiyonluk gitti. Millet bastırdı, dünya ayağa kalktı, Fatih Tekke’yi alın diye. Beşiktaş şampiyon olursa, Trabzonspor yönetimi artık görevini tamamlamış ve kulüp tarihinin en basiretsiz yönetimi olarak unutulup gidecek.

Tekke için çok şeyler yazılıyor, çiziliyor. Bana göre en doğrusunu en iyisini yaptı. O hak ettiği yerde değil yine. Barça’da oynar, Milan’da oynar, Bayern’de oynar. Her yerde oynayabilecek bir yetenekti o. Trabzonspor’u yönetenler onu anlayamadı. Yetiştiği kulübüne 8 milyon Euro kazandırarak giden bir oyuncu, beni alın denmesine rağmen alınmıyorsa, Trabzon’da Trabzonspor’un başarısızdan beslenen bir kitle var demektir. Trabzon insanı sembolik ismi Fatih’i Beşiktaş’ın kucağına atanları unutmayacak. Adına türküler yazılan Tekke için şimdilerde herhalde ağıtlar yakılacak. Trabzonspor taraftarı onun Beşiktaş’taki başarılarını alkışlamalı. 3 hafta sonra Avni Aker’deki maçta da kesinlikle yuhalamamalı. Eğer bunu yaparlarsa şehirlerine, karakterlerine ihanet etmiş olurlar. O alkışı hak ediyor. Her zaman… 

 

Trabzon’a İlk Uyarı!

                31/08/2010

Ankaragücü, iki Liverpool maçlarını göz önüne getiriyorum, bir de Antalya’ya bakıyorum. İşin içinden çıkamıyorum. Bir takım son 4 maçta bu kadar mı düşer? Anlamak çok zor olsa da, birkaç izahı var.

Birincisi; Trabzonspor yorgun. Liverpool, Trabzonspor’u yormuş. Trabzonspor neredeyse 10 maç kadar koştu son Liverpool maçında.

İkincisi, kazanan takımın bir arada oynamaması. Bu da bir neden ama en kritik oyuncuları oynadı. Sadece Jaja yeni. O da Teo’nun yerinde. Trabzon’un sorunu forvet değil. Forvet arkası organizasyon eksiği var.

Hep diyoruz; Colman oynarsa o gün Trabzonspor’u tutmak zor. Oynamazsa vah haline! Antalya maçının görüntüsü de buydu. Colman, topa soğuk, takıma soğuk, umursamaz bir havada. Alanzinho da. Kaçırdığı golde large davrandı. Topun altına girip kalecinin üzerinden aşırabilirdi. Ja Ja’yı ilk izledik. Ayalarına hakim, hem topa iyi vuruyor hem de gol pasları akıllıca. Ben şahsen beğendim. Umut’un bir üst versiyonu diye düşünüyorum. O da net bir pozisyonu ıskaladı.

Yattara; kaptan olmasına rağmen, bir var bir yok. Antalya’da o da yokları oynadı. Onun futbolunu bilenler, ‘Bu çocuk futbolu mu unutmuş bile diyebilirler?

Şenol Güneş’in aklında, savaşan, sahanın her yerinde basan bir Trabzonspor var. Bunu elindeki oyuncularla yapabilir mi? Yapabilir. Bursaspor, iyi oynamıyor maç kazanmasını biliyor. Trabzonspor, iyi oynadığı maçları bile kazanamıyor. Kötü oynarken zaten kazanamıyor. Bunu Antalya’da da gördük. Kadro derinliği yok. Şenol hoca bu derinliği zamanında yapmalıydı. 2 ay önce söyledim, her şey toz pembeyken hatalarınızı görmezsiniz, ne zaman işler kötüye gider, transferdi, o bölgeye oyuncu, bu bölgeye oyuncu demeye başlarsınız. İş işten geçmek üzere. Bu takımın eksiği çok. Ya da bu takımı böyle kabulleneceğiz.
***************************

 

Liverpool Hüznü!

    27/08/2010
 

Başı umutlu, sonu hüzün dolu bir maç oldu. Liverpool’u eleme umudu maçın ilk 5 dakikasında belirirken, son 5 dakikada umut, yerini hüzne bıraktı. Trabzonspor dünya devi Liverpool’u elese, 1976’dan daha büyük etkisi olacağını herkes biliyordu. Maç öncesi her şey normaldi. Tek eksik Umut Bulut’du. Onun için en fazla hangi maça lazım olacak diye sorsalar, Liverpool maçları derdim. Kesinlikle ilk 11’de oynaması gereken bir maçtı. Onun eksikliğini Trabzonspor maçın başından sonuna kadar hissetti.


Eğer transferi yüzünden kadro dışıysa, belki tolere edilebilir ve oynatılabilirdi. En azından Liverpool maçıyla Trabzon’a veda ederdi. Tabii bunların kararını verecek olan Şenol Güneş’ti. O da kendince kararlarını verdi. Sahaya sürdüğü 11’de eksiklik yoktu. Maç 1-0 devam ederken, oyundan düşen Trabzonspor’u canlandırmak istedi. Engin Baytar kumarını oynayabilirdi mesela. Tercih etmedi. Jaja daha erkenden alınabilirdi. Onu da riske etmedi.


Sonuçta Trabzonspor UEFA kupasına veda etti. Liverpool’a elendi. Liverpool, ismi gibi büyük top oynamadı ama turu geçmek adına ne yapılması gerekiyorsa yaptı. Trabzon’un oyundan düştüğü anları kolladı. Baskı kurdu. Oyuncu değişiklikleri ile takımları saha içinde dipdiri kaldı. Trabzon’da eksik çok. 1 ay önce de bunları söylüyorduk. Kadro derinliğiniz olmazsa, bu sonları yaşarsınız. Liverpool elenmeyecek takım değildi. Herkes isminden, ekolünden korktu ama sahada o isim ve ekolden uzakta bir Liverpool izledik. Bir de böyle maçlarda deplasman golleri çok önemli.


Şenol Güneş’le Trabzonspor böyle sonları yaşıyor. Şenol hoca, artık kariyerinin en tepe noktasında. Ve takımın tek patronu. Bütün hesaplarını ligi alacak şekilde yapmalı. Bu ligde Bursaspor şampiyon olabiliyorsa Trabzonspor on kere olmalı. Bunun yolu yordamı bellidir. Bursa geçen sezon ne yaptıysa aynısını yapsınlar yeter.


Liverpool maçında son sözümüz taraftara… Gerek İstanbul’dan gerekse başka kentlerden insanlar bu maç için Trabzon’a aktı. Maç esnasında da taraftar şov izledik. Kusursuzdular. Onlar, hem Liverpool’u hem de Trabzonspor’u alkışladı. Trabzon insanının futboldan ne kadar anladığını bir kez daha gösterdiler. Bizden de alkışı hak ettiler.

 

 

 

Fener’e Bak Liverpool’u Gör

         24/08/2010

Arda arda 2 gol bulup, maçı 3-2 bitirmek olsa olsa Trabzon klasiği olurdu. İlk 20 dakikada bütün enerjisini rakibine kusan Trabzonspor, 2 de gol buldu. Bu goller baskının ürünü olsa da Fenerbahçe defansının ve kalecisinin hatalarını göz ardı etmemek gerekir. Mert Günok, maça ısınana kadar 3 gol yedi. Maça ısındıktan sonra da gol yemedi. Trabzonspor’un Ceyhunlu, Selçuklu, Colmanlı bol şut atan orta alanı sanki söz birliği yapmışcasına şut yerine yan pası tercih etti.

Trabzonspor’un son oynadığı 4 maç, Bursaspor, Liverpool, Ankaragücü ve son Fenerbahçe maçlarına bakarsak, en iyi maçı Fenerbahçe değildi. En iyi maçı Ankaragücü maçıydı. Buna rağmen Fenerbahçe’ye nasıl 3 gol attı? Çok basit; maça hızlı başlayıp kimsenin ne olduğunu anlamadan 2 gol atarak. Trabzonspor, Yattara’yı daha etkin kullanmalıydı. Nispeten kullandı. Yattara, henüz hazır değil. Takımın eksiği çok değil, ama bu eksikler bir gün başına iş açabilir.

Trabzonspor’un orta alanında Ceyhun-Selçuk ikilisi maçın yükünü çekti desek yanlış olmaz. İlk yarıda Semih-Stoch değişikliği Fenerbahçe’nin oyunu dengelemesine neden oldu. İleride Niang, Trabzon defansını o kadar yordu ki, eğer yanında ikinci bir partner olsa, Trabzonspor karşısında goller bulabilirlerdi. Trabzon’un havasına, oyuna önde başlamasına rağmen, geride o pozisyonları nasıl verdiğini kimse anlamadı. İlk yarıda Alanzinho’nun umursamaz oyunu, Trabzonspor’u eksik bıraktı. Bir eksik daha Teo’ydu. Başka bir eksik Colman. Oynamadığında Trabzonspor’un işi zor. Bunun örneğini de gördük.

Perşembe Liverpool maçı var. Liverpool elenirse sürpriz değil. Kesinlikle normal bir sonuç olur. Liverpool, Avrupa şampiyonu olduktan sonra düşüşte. Henüz toparlanmış değil. Bunu iyi değerlendirmek gerekiyor. Perşembe günkü maçın sonucu Trabzonspor’u daha çok ilgilendiriyor. Fenerbahçe maçında gördüğümüz eksikleri yazmayacağız. Önemli olan Liverpool maçı öncesi moral kazanmaktı. Moral geldi, puan geldi, geriye tur atlamak kaldı. Bunu da Trabzonspor yapar mı? Bence yapar!
 

Bu Onur Bize Yeter!

           20/08/2010

 

Bir takım Liverpool gibi bir takımdan İngiltere’de uzatmalarda tek gol yiyorsa o takım ayakta alkışlanır. Bundan dolayı ben Trabzonspor’u yenildi kabul etmiyorum. Eğer ilk yarı 0-0 bitse, bu skor maçın sonucu olurdu. Televizyondan izlemesi  bile heyecanlı olan bu maçta Liverpool sadece ikinci yarının ilk 20 dakikasında sahada göründü. Onun dışında ne ilk yarı ne de 2.yarının sonlarında sahada yoktu. Onun yokluğunda saha bordo mavililerin oldu. Seyirci baskısı, tribünlerin sahaya yakın olması falan gibi şeylerin bahane olduğu ortaya çıktı. Trabzonspor maça Avni Aker’deki gibi başlamadı mı? Rakip sanki deplasmanda. Yoksa Liverpool daha ilk yarı işi bitirmek istedi ama Şenol Güneş kurgusuna takıldı. Şenol hoca, önce orta alandaki pas trafiklerini çözdü, sonra da gole gitmek istedi. Trabzon’un eksiği hızlı futbol. Top Trabzon’da kalıyor ama bu toplar gol pozisyonu üretmiyor. Bunun bir başka nedeni de sağ kenar oyuncusu Burak’ın savurganlığı. Onun yerinde Yattara olsa, ilk yarı Trabzon pozisyon da üretirdi gol de.

 

Şenol hocanın Umut-Teofilo ikilisi taktiği o kadar doğruydu ki. Umut, gol pozisyonu dışında canını dişine taktı, pres yaptı. Liverpool eksikti saldıramadı değil, Trabzonspor Umut-Selçuk-Ceyhun üçlüsüyle orta alanda büyük savaş verdi. Ama üzüldüğüm nokta Colman. Böyle bir maçta böyle mi oynanır Colman? Hayatının maçını oynamak varken.

 

Hep diyorum, Trabzonspor’da ya Colman oynayacak ya da onun alternatifi çok iyi top yapan bir adamın olacak. Colman’ın oynadığı son maçları göz önüne getirin ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Futbolcuların hepsi görevini yaptı ama Onur bir başka yaptı. Yine ismi gibi bir maç oynadı. Penaltı pozisyonu çıkarması zaten halikulade. 2. yarı kaledeki sağlam duruşuyla ben tesadüfen buralara gelmedim mesajını verdi. Onur seneye ya da sonrasında kendini İngiltere’de bulursa hiç şaşırmasın.

 

2.yarı Trabzonspor baskı yedi, bunu kabul ediyoruz. Bu beklenen baskıydı. Şenol hocanın oyuna aldığı isimler, Alanzinho, Yattara ve Giray. Düşünebiliyor musunuz, İngiltere’de deplasmanda oynuyorsunuz ve oyuna giren 3 oyuncunuzun 2’si hücum oyuncusu. Hangi Türk takımı buna cesaret edebilirdi?

 

Trabzonspor adına, tarihine ve ülkesine karşı sorumluluğunu yerine getirdi. Tek yapamadığı goldü. Onun da fırsatı geldi ama maalesef olmadı. Bu takımı Trabzon’da yener mi? Şenol hoca yenmek için oynayacağız diyor. Liverpool’un hocası Roy Hodgson, tribüne çıkardığı yıldızlarını Trabzon’da oynatacaktır. Çünkü tur Liverpool için garanti değil. Trabzonspor’un dik oyunu Avrupa’da mücadele eden diğer takımlara da örnek olmalı. Korkusuzca, kendinden emin ve en önemlisi onuruyla mücadele eden Trabzonspor’u tüm Türkiye alkışlamalı.

 

Güzel oyun!

                   16/08/2010

Tam yirmi altı sene oldu. Hatta 26 bitti, 27 sene oldu. Son şampiyonluğu iyi hatırlayanlardanım. O zamanın Trabzon’u da Trabzonspor’u da farklıydı. Şimdi daha farklı. Her sezona bu sezon neden olmasın diye başlayıp daha ligin ilk yarısında havlu atan çok takımlar gördük. Bu sezon galiba böyle olmayacak. Şenol Güneş’in takımlarında tesadüfler olmaz. Ya bir hedefe kitlenir olur ya da olmaz. Bunu yine gösteriyor. Ankaragücü karşısında izlediğim takım son 5 sezonun kendinden en emin takımı. Kendine en çok güvenen takımı. Ankaragücü, Trabzonspor karşısında maçın tamamında sahada yok gibiydi. 90 dakikanın 90’ında da Trabzonspor varlığı sahadaydı. Özellikle ikinci yarı. İlk yarıda orta alanı kalabalık tutan Şenol hoca, Ankaragücü için buna gerek olmadığını anladı. Yattara’yı oyuna aldı. Ardından da Umut’u. Artık gollerin gelmesi kaçınılmazdı. Zaten öyle de oldu. Ben de çok kere yazdım. Eksiklerini dile getirdim ama Umut bu takımın olmazsa olmazı. Trabzonspor oyuna hakim olduğu bölümlerde gol pozisyon sıkıntısı yaşarken Umut girdikten sonra gol pozisyonuna boğuldu. Aynı şekilde Colman. Günündeyse ondan iyisi yok, gününde değilse zararı Trabzonspor’a.

Sezon başındaki Bursaspor ve en son Ankaragücü maçlarını kıyasladığımızda Ankara’da güzel oyundan kareler sunan bir Trabzonspor izledik. Bursa maçında goller ön plana çıktı. Ankara maçında iyi oyun artı goller. Her iki maçın ortak noktası Teofilo. Attığı goller birbirine benzer olsa da, santrafor durması gereken yerde durmalı. O da bunu iyi yapıyor ve gollerini atıyor. Teofilo’nun bu şekilde kendine gelmesi Jaja’ya bağlıymış demek ki!

Diğer oyunculardan bahsetmeyeceğim. Kendine değil, takıma oynayan bir Trabzonspor izledik. Bir tek pozisyon veren bir Trabzonspor izledik. Liverpool maçına hazır bir Trabzonspor izledik. Bunun dışında artık seyircisiz cezalı maçlara bir son vermeliler. Milyar dolarların döndüğü ve herkesin ekrana kilitlendiği bir sektörden bahsediyorsanız, futbola seyircisiz ceza veremezsiniz. Maça gidecek Trabzonsporluların suçu ne? Ekrandakilerin suçu ne? Televizyonda Avrupa liglerini de izliyoruz, hiç seyircisiz maç yok. Bunu da federasyonun dikkatine sunuyorum.

Kadir Bıyıklı

 

 

Şampiyonluk mu geliyor?

               09/08/2010

Trabzonspor camiası Bursa maçından sonra şampiyonluk yolunda daha emin konuşmaya başladı. Neden olmasın diyenlerin sayısı arttı. Süper kupa geldi, Teo 3 gol ile döndü. Bir de Jay Jay alınınca Liverpool’u eler  miyiz konuşulmaya başlandı?

Bütün bunlar sadece 1 maçtan sonra oldu. Oysa bu maç ölçü sayılmaz. Ne Trabzonspor için ne Bursaspor için. Süper kupada geçen sezonun şampiyonuna 3 gol atmak Liverpool önünde Trabzon’u favori yapmaz. Favori olan hala Liverpool. Trabzon her ne kadar Bursa’ya 3 gol atsa da, saha içi eksikleri gün gibi ortada. Sağ ve sol kanat oyuncuları tipik kanat oyuncusu değil. Colman, Selçuk, Ceyhun üçlüsü orta sahanın yükünü çekiyor ama biri aksarsa Trabzonspor aksıyor. Teofilo 3 gol atsa da bazı maçlarda oynayamaz. Mesela Liverpool maçına Umut’la başlamak mecburi. Umut golcü değil ama onsuz takım ileriye gidemiyor. Trabzonspor’u karşı tarafa taşıyan oyuncu yine Umut. Yattara ise ne yapacağı belirsiz. 1 sene futbol oynamadı, önce o açığını kapatmak zorunda.

Yeni transfer Jay Jay ne yapacak, bunu merak ediyoruz. Tipik santrafor değil. Daha çok santrafor arkası forvet gibi oynuyor. Jay Jay geldikten sonra Umut, Teofilo, Burak, Yattara, Alanzinho ile birlikte nasıl bir hücum hattı olacak merak ediyoruz. Şenol Güneş’in işi de zor. Teofilo’nun santrafor oynadığı bir ortamda Jay Jay-Umut-Alanzinho tertibi en uygunu gibi gözüküyor. Bu sistemde Yattara ve Burak’ın ilk 11’de oynaması da zor görünüyor.

Konu Süper Kupa’dan açıldı Süper Kupa’dan kapatalım. Trabzonspor taraftarı yine tam puan aldı. Kendilerine ayrılan yerde bir koltuk bile boş bırakmadılar. Maçta Trabzonspor’un kazanması kadar dostluk içinde bir oyun oynandı. Ertuğrul Sağlam zaten önce dostluk ve fair playi düşünen bir teknik adam. Sürekli olumlu mesajlar verdi. Kendisi bu anlamda örnek bir teknik adamdır. Şenol Güneş zaten kendini dünyaya kabul ettirmiş bir isim. Bursaspor ile Trabzonspor taraftarı arasında geçmişte nahoş bazı olaylar yaşanmış olsa da düne değil yarına bakmak lazım. Anadolu takımları dost olursa Anadolu kazanır. Bunu ilerleyen yıllarda daha iyi göreceğiz.

 

 

 


 

Sorun beyinlerde

  21/06/2010

Bildiğiniz, tanıdığınız Fatih Tekke, transfer için çok yaşlı, diyenler Leh Glowacki için ne diyecek merak ediyoruz? Fatih Tekke yaşlandı, artık kariyerinin sonuna geldi diyenlere Glowacki hayırlı olsun demekten başka çaremiz yok. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, hiçbir kulüp, Türkiye’den 32 yaşında bir Türk stoperi transfer etmez. Teklif gelse Malta, Avusturya, Andorra gibi ülkelerden gelir. Tatil yaparsın, şekerleme yaparsın. Avrupalı, sporcuyu en verimli çağında kullanıyor. Sonra emeklilik için Türkiye, Katar, BAE gibi ülkelere gönderiyor.

Konu sadece Glowacki değil. Türk takımlarının hepsi bunu yapıyor. Bütçesinin binde 1’ini altyapısına ayırmayanlar, yaşlı yabancılar için milyonları kasasından çıkarıyor. Biz, vasat ve yaşlı yabancılara milyonlar dökecek kadar zengin bir ülke miyiz? Yoksa biz altyapıya kasamızdaki paranın binde birini ayıramayacak kadar aptal mıyız? Bu soruların cevabını 10 yabancıya evet diyenler vermeli. Sen geleceğin için altyapına binde 1 ayırmadığın sürece, vasat Avrupalı, Afrikalı ve Latin Amerikalılara muhtaç olacak, ‘Neden Dünya Kupası’nda yokuz’ sorusunu sormaya devam edeceksin.

Dünya çapında Arda diye bir oyuncu çıkarmışsın ama en verimli çağında onu Bodrum’da tatil yapmaya mahkum ediyorsun. Dünya spor medyasının manşetlerinde olması gerekirken, magazin medyasına malzeme oluyor. Niye? Sen altyapını unutmuş, değerlerini bir kenara itmiş, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray gibi takımların hemen şimdi başarı felsefesine alet olmuşsun. 

Türk futboluna 6 yabancı bile fazla. Yabancı oyuncu sayısı arttıkça, altyapı o kadar unutulacak ve bir gün takımlar sahaya 11 yabancıyla çıkacak. Almanya, İngiltere, İspanya, İtalya ile sen bir değilsin. Onların altyapılarında bütçe var, eğitim var, altyapıya ilgi var. Türkiye’de ise tek başınasın. Çok yetenekli olsan da hayatın bir maça bağlı. Denenirsin bir maçta, kötüysen yandın, bittin, amatör kümede 25 yaşında futbola veda edersin.

Yönetimlerin günü kurtarma derdinde olduğu Türkiye’de 10 yabancıya ilk karşı çıkanın Trabzonspor olmasını beklerdim. Trabzonspor seneler boyunca vasat yabancılara milyon dolarları döktü. En son 200-2001 sezonunda transfer ettikleri  Lange’den dolayı ağır bir de ceza aldılar. Lange bir örnek. Size Trabzonspor’da 11 yabancıdan kurulu 11 kötü takım bile yazabilirim. Neredeler, kim biliyor isimlerini? Trabzonspor ise aynı yerde. Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri Trabzon adresinde.

Bursaspor’un az ama faydalı yabancısıyla ve de kısıtlı bütçesiyle elde ettiği başarı örnek olsun. Kapak olsun herkese. Altyapısından acıyan ama elin vasat yabancısına milyon dolarları dökenler, 10 yabancıyı alkışlayanlar, 10 sene sonra alkışlayacak yerli oyuncu bulamayacaklar. On sene sonra bir Arda Turan’ımız bile olmayacak.

 

Trabzonspor yaptı yapacağını!

 

    17/05/2010

Türk futbol tarihinin en sıra dışı bir sezonunu geride bırakırken, tarihin akışını değiştiren yine Trabzonspor oldu. Oysa maç öncesi ve maç anıyla Fenerbahçe her şeyi hazırlamıştı. Hemen herkes şampiyonluktan emindi. Tribündeki görsel şov izlenmeye değerdi. Fenerbahçe’de şampiyonluğa inanan sadece taraftarıydı. Sahadaki futbolcular hala daha neyi kaybettiklerinin farkında değildi. Maç aslında Trabzonspor on sekizinde oynandı. Fenerbahçe’nin bulduğu gol, bir dış şut ve takipçiliğin ürünüydü ama Trabzonspor az gitti öz gitti golü buldu.

 

İlk yarı Trabzonspor kalesinde net 5 pozisyon vardı. Bir de gol, 6. Fenerbahçe şampiyonluğu daha ilk yarıda kaybetti. Basireti bağlanmak denir ya, işte öyle anlar yaşandı. Kaleci Onur’un da hakkını teslim etmek lazım. Fenerbahçe’de Emre dışında kimse sahada yoktu desek abartmış olmayız. Emre tek başına takımı sürükleyen isim oldu. Trabzonspor ise en rahat maçlarından birini oynadı. Fenerbahçe karşısında sahaya iyi yayılmamaları ve hızlı çıkışları gollerle sonuçlanmadı ama yenilmeden Trabzon’a dönmeyi başardılar.

 

Bu maçın tabii ki en önemli anı sonuydu. Haftalar önce Fener’in Trabzon’a kupa verdiğini söyleyenler hayal kırıklığı yaşadı. Trabzonspor kupayı anasının ak sütü gibi hak ettiğini gösterdi. Bu maç öncesinde çeşitli söylentiler yayanlara ne demeli! Trabzonspor duruşunu gösterdi. Çıktı oyununu oynadı. Fenerbahçe kazanamadı. Kazanmak için çok çabaladı ama olmayınca olmuyor. Olmadı da.

 

Maçın uzatma dakikalarındaki anons ise hem akıllıca hem amatörlük ürünüydü. Amatörlüktü, böyle bir bilgiyi teyid etmeden anons yapan görevli ne cevap verecek. Bir bakıma iyi oldu, Fenerbahçe taraftarının öfkesi alındı. Yoksa daha vahim şeyler olabilirdi. Maçtan sonra yaşananlar ise maç öncesi taraftarın görsel şovuna yakışmadı. Maç öncesinde bir takım nasıl desteklenirden örnekler veren Fenerbahçe taraftarına taşkınlık yakışmadı. Belki kayıp büyüktü ama önemli olan bu zamanda sahip çıkmak.

 

Türk futbolunda her şeyi Trabzonspor belirliyor. Yine öyle oldu. Trabzonspor lige yeni bir şampiyon getirdi. Fenerbahçe’de, Bursaspor’da başarısından dolayı alkışlanmalıdır.

 

 

 

Zor oyun

    11/05/2010

Böyle maçların zorluğunu bir sahada oynayan futbolcu bir de tribündeki taraftara sormak lazım. Taraftar ne olursa olsun iyi oyun bekler, oyuncu da  bu maç ne zaman bitecek diye bakar? İşte bu ortamda 10 bin civarında taraftarının önüne çıktı Trabzonspor. Ziraat Türkiye Kupası sahanın kenarında, ideale yakın 11’le mücadele etti.

Aylar sonra Yattara sahada, Tolga da kaledeydi. Şenol Güneş, her zamanki ciddiyetle takımını sahaya sürdü. Çünkü işin ucunda beşincilik vardı. Beşincilik her açıdan para anlamına geliyor. Artık eskisi gibi değil. Ligde kaçıncı olursan o kadar para alacaksın. Türkiye kupasını alan bir takım olarak beşincilikten de aşağı düşmemek gerekiyordu. Bir yanda da Denizli. O da hedefleri bitmiş, artık Bank Asya’ya hazırlanıyor.

Şenol hoca, Umut’un arkasına, Alanzinho, Yattara’yı, orta alanın ortasına da Colman’ı yerleştirdi. Colman, yine vasatın üzerinde bir oyun oynadı. Yattara’ya ilk dakikalarda attığı gollük pas, Yattara’nın maç eksiğini gözler önüne serdi. Ardından Yattara’nın Umut’a attığı enfes bir pas daha vardı. Onu da Umut değerlendiremedi.

Umut, bu sene alınan kupanın yüzü suyu hürmetine durumu idare etti. Çok basit bir maçta bile kaçırdığı pozisyonlar, onun adına iyi olmadı. Trabzonspor seneye yeni bir ya da iki nokta golcü transferi yapmak zorunda. Yaparsa iyi. Yapmazsa bu sene yaşadıklarının aynısını yaşar.

Türkiye kupası şampiyonunun Olimpiyat’taki gösterisi şaşalı olmadı ama mazareti var. Geçen hafta içi zor bir doksan dakikadan çıktılar. Hesaplar yeni sezon için. Bize göre yeni sezon hesapları net değil.

Bu takıma adam akıllı transferler yapma zamanı. Ama öncesinde zor bir Fenerbahçe maçı. Fenerbahçe açısından zor, Trabzonspor rahat. Bu sezon için yapması gerekeni yaptı. Sezona şampiyonluk hedefiyle çıktı, kupa şampiyonluğu mevcut takım için başarı olarak görülmelidir. 

 

 

Herkese yakışan MUTLU SON!

Düştüğü yerden kalkmak diye çok güzel bir söz vardır Türkçemiz’de. Trabzonspor Fenerbahçe maçının özeti de herhalde bu cümle olsa gerek. Trabzonspor ilginçtir, lig ve kupa şampiyonluklarına giderken karşısında hep Fenerbahçe’yi buluyor. Nedendir bilinmez, bütün bu maçlardan da mağlup ayrılıyordu. Ama Urfa’da hesap döndü. Bundan sonra Fenerbahçe maçları Trabzonspor için şekerleme tadında olur diye de temenni ediyorum. Maçtan önce Urfa’ya giden Trabzonsporluların inancı zaten her şeyi gösteriyordu.

Maçtan sonra yaşananlar ise Trabzonspor camiasının boşalması gibiydi.

 

İstanbul’da Taksim meydanında, Bağdat caddesinde ve başka şehirlerdeki sevinçler hak edilen zaferin cilasıydı. Trabzon ise sabaha kadar uyumadı. Sevinç gösterilerini izlerken, ‘Ya şampiyon olsaydı’ dedim içimden. Herhalde ben dahil her Trabzonlu yapacaklarını hayal edemiyordur bile. Trabzonspor’un hak ederek, güzel oynayarak, futbol dersleri vererek eze eze kupa şampiyonu olması ayrı bir sevinç.

Hani anasının ak sütü gibi derler ya, işte o kadar hak ederek kupayı kaldırdı. Fenerbahçe’yi yarı sahasına hapsetti, Fenerbahçe kalesine 20 şut attı. Buna karşın Fenerbahçe sadece 4 şutta kaldı. Bu istatistik bile her şeyi anlatıyor. Trabzonspor kalecisi Onur’un kurtardığı bir tek şutun olmaması bile altı çizilmesi gereken önemli bir  ayrıntı. Bu takım Fenerbahçe’yi bu hale getirebiliyorsa, şimdiye kadar neredeydi sormak hakkımız herhalde. Bu başarıyı kutlamak kadar, başarıda sürekliliği sağlamak da önemli. Onun için Şenol Güneş’in yeni sezon stratejilerine kulak vermemiz gerekiyor. Özellikle yönetimin.
 
Gelelim yeniden maç sonuna. Ortalama beş yılda bir kupa kaldıran Trabzonspor için sürpriz olmadı ama bu kadar çalkantı yaşayan bir kurum için olağanüstü bir durum. Trabzonspor artık ligi de bitirdi. Bu sezon lig ikincisi olsa  bundan daha iyi olmazdı herhalde. Ligi ikinci bitirmek mi kupa mı diye sorsalar, Trabzonspor taraftarı her ikisini ister ama kupa en iyisi. Trabzonspor’a, tarihine, takımına, oyuncusuna, Şenol Güneş’e, Sadri Şener’e ve en önemlisi herkese yakışan mutlu son oldu. Emeği geçenleri tebrik ediyoruz.  

 

 

 

 

 

 

 

 

Trabzonspor forması

     03/05/2010

 

Ankaragücü maçının başından sonuna kadar bu soruyu kendi kendine sordum; Trabzonspor neden bu halde diye? Cevabı yok. Yıllardır yok ama hesapsız kitapsız transferlerle borç batağına sürüklenen bunun karşılığında  bir tek başarı üretemeyen Trabzonspor’dan daha fazlasını beklemek hayalcilik olur. 50 milyon dolara takım kuruyorsunuz, kurduğunuz takım ligi beşinci bitiriyor. Ankaragücü gibi düşmemeye oynayan takım karşısında tek pozisyon üretiyor. Maça bakarsak, Şenol Güneş süprizleri ile dolu bir maçtı. Oyuna Alanzinho ile  başlamamasını da yadırgadık doğrusu. İkinci yarı tek kale oynamasına rağmen bir tek pozisyon üretmek Trabzonspor adına hayal kırıklığı oldu.

 

Şenol hocanın da aklı kupada. Bunu anlıyoruz ama bu takımın bu halde kupada etkin olması zor. Umut, maalesef bu takımın her şeyi. Onun olmadığı maçlarda Trabzonspor kazanma adına varlık gösteremiyor. Düşünün; en çok eleştirilen oyuncunuz en çok ihtiyaç duyduğunuz oyuncunuz. Düşünün halinizi.

 

Oyuncular kafalarında ligi erken bitirmiş ama Trabzonspor forması zaten ilk dörde oynar. Trabzonspor bu sene 30’a yakın oyuncu denedi ama geldiği nokta burası. İyi futbol ve iyi sonuçlar sadece iyi takımlarla alınır. Trabzonspor önümüzdeki sezona başka bir takımla çıkmak zorunda. Bu oyuncularla olsa olsa ligi yine dördüncü bitirir.

 

Bir sözüm de Burak’a. Ben Trabzonspor’da Burak gibi oyuncuları görmek istemiyorum desem yeridir. Burak ne uzar ne kısalır. Burak iyi bir takımı bile bozacak ölçüde yetersiz ve sevimsiz. Burak’ı Trabzonspor’a katan zihniyet bu oyuncunun daha önceki haline bakmadı mı? Ankaragücü maçında da kendine oynadı. Tuttu, frikik atmaya kalkıştı. Takımın ayarlarıyla kötü oynadı yani. Ben olsam önümüzdeki sezona Burak ile kesin olarak başlamam.

 

Hafta içi kupa maçı var. Trabzonspor kupaya ne yakın ne uzak. Son sözü Şenol hoca ve talebeleri söyleyecek ama kupada Trabzonspor’u daha şanslı görüyorum.

Kupa mesajı

          27/04/2010

Bazı yenilgiler şerden çok hayır getirir. Trabzonspor’un Eskişehir yenilgisi de işte böyle bir yenilgi. Kupa finali öncesi eksikleri görme adına Eskişehir yenilgisinden dersler çıkarılacaktır. Birinci ders, koca Trabzonspor’un Umut’suz ileriye dahi gitememesi olsa gerek. Umut, herkesin en fazla eleştirdiği oyuncu ama onsuz Trabzonspor on sekize bile yaklaşamıyor. Bir de orta alan zenginliği. Trabzonspor takımı sadece orta saha oyuncularından oluşan bir takım aslında.

Defansları da orta saha, forvetleri de. Top en fazla Trabzonspor’da ama pozisyon yok. Bunu anlamak kolay. Nedeni, santrafor mevkiindeki kısırlık. Burak, çok dağınık, çok savruk. Ben Şenol Güneş’in yerinde olsam önümüzdeki sene Burak’ı düşünmezdim. Ya çok çok iyi bir takım kuracaksınız ki o takım bütün hatlarıyla işlerse Burak da durumu idare eder. Ya da Burak’ı düşünmeyeceksiniz.

Eskişehir maçın ilk dakikasından son dakikasına kadar kazanmak için o kadar pozisyon üretti ki, golü son saniyede bulmaları bile mucize aslında. Trabzonspor hiçbir şekilde galibiyeti zaten hak etmedi. Belki bir duran top, kornerden gol atıp 3 puanı alabilirlerdi. Ama 10 kişi buraya kadar. 

Maçın ikinci yarısında Alanzinho’suz başlamak Trabzonspor adına eksi oldu. Alanzihno, boş alanda daha faydalı. İkinci yarıda Eskişehir takımı ileri çıkmış arkada bir sürü boş alan bırakmış. Alanzihno yerine Engin’i alsa Trabzonspor öne geçebilirdi. Ama hoca tercihidir. Özellikle 60.dakikadan sonra iyice geriye yaslanan Trabzonspor’un kaybetmesi doğal. Selçuk, orta alan oyuncusu olarak topu saklama görevi yerine sürekli geri oynayarak Trabzonspor’u zora soktu. Gol de o baskının sonunda geldi. Trabzonspor, en az 5 net pozisyon verdi, 1 gol yedi. Defans ve kaleci Onur bu sezonun en yorucu maçlarından birini oynadı. Sahada güzel bir oyun olduğu kadar her iki takımın da güzel taraftarı vardı.
*********************

Daha nasıl kazanacak?

                  12/04/2010

Senelerdir aynı manzara. Sen oyna rakiplerin kazansın. Ligin ilk yarısında da böyle olmamış mıydı? Trabzonspor oynadı, Beşiktaş kazandı. Bu kez tersi olur mu diye düşündük. Maçın ilk yarısında ne Beşiktaş ne Trabzonspor tad verdi. Sıkıcıydı. Biraz Beşiktaş hareketliydi ama Trabzonspor’un da Umut’la yakaladığı net bir pozisyonu unutmamak lazım. İkinci yarıda Ceyhun’un oyuna girmesiyle maçın kontrolü Trabzonspor’a geçti. Üst üste pozisyonlar üretti, kontralarla Beşiktaş’ı tek ayağı üzerine yakaladı ama olmadı. Neden olmadı?

Birincisi; Trabzonspor’un hala golcüleri yok. Umut, Teofilo, Burak iyi insanlar olabilirler ama bu görüntüleriyle iyi golcüler değiller. Teo yeni geldi anladık ama ya Umut. Beş sezondur Trabzonspor’da ne akar kokar. Burak için ise oyunu kendi başına oynamaya çalışan bize göre vasat bir oyuncu. Oyun içinde kurnaz değil. Nereye koşacağından bile habersiz. Beşiktaş tedirgin. Saldırırsam ne olur korkusu yaşıyor. Böyle bir ortamda Trabzonspor’un kazanması kolay ama nasıl?

Gol atarsanız kazanırsınız. Umut, Teo, Burak, Alanzinho gibi dört hücumcuyla oyuna başlayan Şenol hocayı cesaretinden dolayı tebrik ediyoruz. Sonradan yaptığı değişiklikler de doğru. Maç içinde oyuncularının yerlerini değiştirmesi de doğru bir planlamaydı. Burak’ı dışarı aldıktan sonra Alanzinho’yu ortaya çekmesi, Ceyhun ile Beşiktaş’ın orta alandaki gücünü kendi lehine çevirmesi alkış aldı. Ama gol olmayınca  bu emekler boşa gitti.

Maçta Trabzonspor adına en verimli isim Serkan’dı. Yusuf’u bitirdi, atakları kesen isim oldu. İkinci yarıda hücuma çıktı. Etkili de oldu. Bu sezonun en iyisi o. Trabzonspor taraftarı zaten şampiyonluk beklemiyordu ama onlar yakalayınca atıyor, sen yakalayınca neden atmıyorsun eleştirilerinde bulunuyorlar. Haksız da sayılmazlar. Trabzonspor bütün büyük maçlarda aynısını yapıyor. Oynuyor, pozisyona giriyor, atamıyor, mağlup oluyor. Bu gelenek, senelerdir böyle devam ediyor. Son dakikalarda tartışmalı penaltı pozisyonu olsa mağlup bile olabilirdi. Oyun için önce Şenol Güneş’e, sonra kaleci Onur’a, Serkan’a, diğerlerinden daha fazla teşekkür etmeliyiz.

Futbol kazandı!

          22/03/2010

Neredeyse üç yıldır büyük maç kazanamayan Trabzonspor için hem prestij hem de puan maçıydı. Ligde 8 hafta var ve her an her şey olabilir. Bursa, Fenerbahçe, Beşiktaş daha çok puan kaybedecekken sadece kupayı düşünmek olmazdı.

Hani derler ya, dişe diş kana kan, her iki teknik adamın 11’i bu deyimi fazlasıyla hak ediyordu. Şenol Güneş de Hollandalı Rijkaard da kazanmak için ne kadar hücumcusu varsa sahaya sürdü. İkisi de hücum oynamayı seven takımın maçları her zaman zevkli olur. Öyle de oldu.
Trabzonspor ilk dakikalarda ve son 10 dakika dışında oyunun hakimi oldu. Geçen hafta Antepe’e götürmeyerek dinlendirdiği Colman, maçın en kritik ismi oldu. Trabzonspor orta alanda Selçuk-Ceyhun-Colman ile bu sezonki en etkili görüntüsüne ulaştı. Bunda Galatasaray takımının boş alanlar bırakmasının etkisi de vardı. Galatasaray’ın defansı bile hücum özellikli oyunculardan kuruluydu. Yoksa Emre Güngör Colman’a çalım atmaya çalışmaz, topu ileri vururdu.

Trabzonspor’un iyi oyununda orta alandaki hakimiyeti dışında, Song-Giray uyumunun da etkisi vardı. Cale ve Serkan her zamanki gibi kanatlarda önce savunma güvenliği anlayışı ile oynadı. Çok ileri çıkmadılar, çıkmamakta da haklıydılar. Çünkü Jo, Dos Santos, Baross, Keita, Elano gibi hücum oyuncularına tek yakalanmak Trabzonspor’u geriye düşürebilirdi. İlk dakikalarda Galatasaray golü bulsa sonuç ve oyun bu kadar güzel olmayabilirdi.

Herkes kaleci Onur’u kahraman ilan etti ama dünkü Trabzon komple iyi oynadı. Hatta farkı bile kaçırdı. Umut, Burak, Engin, Alanzinho ile en az 4 net pozisyon daha heba oldu. Trabzonspor’da herkes görevini yaptı ama bazıları biraz daha fazla yaptı. Kaleci Onur, Serkan, Ceyhun, Alanzinho, Selçuk ve Colman performanslarıyla sivrildi. Galatasaray’da bireysel hatadan gol yese de, takım halinde fena değildi. Kazanabilecekleri şekilde oynadılar. Kötü değillerdi. Yani Trabzonspor aslında gününde olan bir Galatasaray’ı yendi. Yalnız şu var, kadrosunda Elano, Keita, Jo, Dos Santos, Neill, Le Fransco gibi Avrupa’da üst düzey takımlarda futbol oynamış isimlerin olduğu kadro ligin altını üstüne getirmeliydi. Trabzonspor’un kadrosu bu kadroya rağmen daha pozitif işler yaptı. Demek ki, pahalı transfer, ünlü transfer bir yere kadar. Her şey sahada bitiyor.

Son nefeste 3 puan

                08/03/2010

Gençlerbirliği maçı eğer 1-1 de bitse aynı şeyi yazacaktım, yine aynısını yazıyorum. Şenol Güneş, elindeki malzemeyle en doğrularını yaptı ve 1-1 beraberliğin en az suçlusudur. İşte böyleydi yazımın sonu ama son 3 dakikada gelen iki gol Trabzonspor’u hayata döndürdü. Trabzonspor son anda kazandı ama kazandı. Belki 2-1 kaybedecekti. Kaybetse camiada içten içe fokurdamalar olacaktı ki bu da yönetime kadar uzanırdı ama o senaryo şimdilik yok.

Maça gelirsek; genel görüntü Gençlerbirliği sanki deplasmanda oynamıyor, Trabzonspor sanki Avni Aker’de oynamıyordu. Her iki takım da aman gol yemeyeyim düşüncesindeydi. Tomas Doll ve Şenol Güneş’i bu düşünce için ayrı ayrı tebrik etmek lazım. Trabzonspor’un derdi ne derseniz bana göre oyuncu yetersizliği had safhada bir ekip ve buralarda olması mucize. Bu kadroyla 42 puan toplaması olağanüstü. Takım 11 kişi ama oyuna katkı sağlayan 4 kişi. Kaleci Onur, Serkan, Umut, biraz  Alanzinho. Gerisini sayamıyorum bile. Gol atmasına rağmen Gabriç sahada yürüyemeyecek kadar güçsüz.

Alanzinho, Colman, Ömer Aysan, Cale gününde mi değiller yoksa bu düşüşlerini neye yormak lazım bilmiyorum. Özellikle Colman kaç maçtır ortada yok. Bu oyuncu Trabzonspor’u ileriye taşıyan yegane oyuncu. Selçuk çok fazla geriye geliyor. Güneş, belki şunu yapabilir; İki forvet arkasına Alanzinho-Selçuk-Colman’la üçlü bir destek kuvvetler oluşturabilir.

Maç seyir zevki açısından vasatın üstündeydi. Gençlerbirliği 9 haftadır kazanamıyor, Trabzonspor ise 2010 yılında hiç kaybetmedi. Bakalım bundan sonrası ne olacak. Haftaya Gaziantep maçı ve sonrasında Galatasaray maçları bazı şeyleri netleştirecek ama oyuncu yetersizlikleri Trabzonspor’un başına dert açmaya devam edecek.

Kupaya 1-1

               27/02/2010


Fırtına, efsane bu kez beraberliğe abone oldu. Ligde üst üste üçüncü beraberliği Antalyaspor karşısında aldı. Maçın 5.dakikasında öne geçen Trabzonspor için işin kolaylaştığı söylenebilirdi. Antalya mağlubiyetten kurtulmak için saldırmak zorundaydı. Öyle de oldu ama defanslarını boşlamadan saldırdılar. Geride Yalçın,m ortada Sedat, Jedinak ve ileride de Necati ile oyuna tutunmaya çalıştılar. Mehmet Özdilek, 1 puan istiyordu. 1 puan için de 1 gol yeterdi. Çok geçmeden de golü buldular. Trabzonspor defansı yan toplarda ve içeriye atılan derin paslarda kademesi sağlam bir görüntü veriyor. Ama Antalya gibi çok ısırmayan takımlara karşı böyle. Ya büyük maçlar. O maçlar soru işareti.

Golü de tipik yan top ya da kademe yanlışlığından yemedi. Dış şuttan yedi. Yanlışlık şuradaydı; Top Necati’ye geldi. Necati en az 10 metre topu sürdü. Kimse karışmadı. Ne zaman vurmaya yeltendi o zaman da iş işten geçti. Top çok köşeye gitti. Bu golde kaleci hatası değil, vuruş becerisi vardı. İkinci yarının son dakikalarında daha uygun durumda ve daha yakından Umut topu kalenin beş metre dışına vurdu. Demek ki Umut Antalya’da Necati Trabzon’da olmalıydı. Necati’nin hareket halinde hem de en az 20 metreden vurduğu şut bence maçın en güzel anıydı.

Burak’ın golü de hazırlanış olarak güzeldi. Özellikle Burak’ın ön direk koşusu ve topa darbeli kafa vuruşu. Trabzonspor’un derdi çok. Golcüleri hiçbir zaman istenilen seviyede olamıyor. Bundan sonra da olamayacak gibi. Orta sahasının bir günü diğerini tutmuyor. Ceyhun çok soğukkanlı ve olabildiğince ağır. Bu ağırlığın Trabzonspor’a faydası olmaz. Engin sonucu değil de estetiği düşündüğü sürece de faydası olmaz. Görmeden, ezbere topuk pası olsa olsa halı sahada olur.

Trabzonspor bir bir eriyor mu yoksa bunlar kazanç mı bilmiyoruz. Bu gidiş şampiyonluktan uzaklaşma anlamına geliyor. Ama rakiplerin ne yapacağı da önemli. Kimse kolay kazanamıyor. Sezon başından beri bu takıma bir hedef lazımdı. O hedef Türkiye kupası. Şenol Güneş, yatsın kalksın Türkiye kupasını düşünsün. Bu sezon bundan daha iyisini yapamaz. Elinden gelmez. Bize göre tabii.

Olimpiyattaki taraftar, olimpiyattaki Trabzonspor!

                09/02/2010

Olimpiyat’taki Trabzon bana şu mesajı verdi. Trabzonspor’u içerde dışarıda yenmek zor olacak. Orta alandaki etkin pres, ilk toplara müdahaleler, rakibin pas trafiğini kesen oyuncuların hamle üstünlüğü Trabzonspor’un artıları. Manisa maçındaki bir ilk yaşandı. Manisa gibi ortasahası mücadeleci bir takımın orta saha hakimiyetini maç boyunca elinde tutaması Şenol Güneş’in doğrularıyla ilgili. Engin, Selçuk gibi hem ofansı hem de defansı güçlü iki adamı eksik olmasına rağmen, Alanzinho gibi atak oyuncusunun eksikliğine rağmen Trabzonspor hem ileride hem de geride takım gibi takım görünümündeydi. Trabzonsporlu oyuncular, eskiye göre daha çok yardımlaşıyor, daha çok atağa kalkan oyuncusu var. Bekleri çıkıyor, golcüleri girdikleri pozisyonlarda daha soğukkanlılar.

Trabzonspor Manisa maçının en önemli nirengi noktası taraftarı. 25-30 bin taraftar, o soğuğa rağmen İstanbul’un bir ucuna gitmesi çok çok anlamlı. Hep söylüyoruz Trabzonspor’un asıl gücü Trabzon dışında. Trabzon dışında on Trabzon daha var. Bu potansiyel bir şekilde kullanılmalı. Önce üzülmüştüm ama iyiki de Avni Aker’in zemini bozulmuş diyorum. Trabzon’u Trabzon’dan biraz uzak tutmak lazım. Trabzon’a hapsolan Trabzonspor şehrin nefes almasından bile etkileniyor. Bunun önüne geçmek lazım. Yarın maçlarını elbette Avni Aker’de oynayacak ama şehrin takımı bu kadar baskı uygulamasını anlamakta güçlük çekiyorum.

İstanbul’da kara kışa, soğuğa rağmen çok düz bir maça 30 bin kişiyi toplayabilen bir Trabzonspor var. Bu Trabzonspor lider değil, lig altıncısı. Liderin 8 puan gerisinde. Buna rağmen taraftarının küsmesi, kırılması yok. Bilakis en olumsuz şartlarda bile o biçim destek veren bir taraftarı var. Trabzon’un İstanbul’daki taraftarı örnek alması lazım. Manisa maçının yıldızı önce taraftardı. Futbolcuları alkışlayan, onları en sona kadar destekleyen taraftar gerçek alkışı hak eden taraftardır. Bir de gözüme çarpan bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum; Olimpiyatta herkes flama asma derdinde. Flama asmaya bir şey demiyorum ama olayı şahsileştirmenin anlamı yok. Trabzonspor’u yüceltelim, Trabzonspor’u flamalarla anlatalım doğrusu bu.

Gol atan galip..!

                     21/12/2009

Kazanmakla kaybetmek arasında çok farkların olduğu bir maçtı. Kazansa liderle puan farkı sadece 2 maça inecek, bu da devre ortasında teknik direktör değiştiren, iç çalkantılar yaşayan bir ekip için oldukça iyi anlamına gelecekti. Ama olmadı. Daha doğrusu olamadı. Eğer Trabzonspor Fenerbahçe ile değil de, Anadolu takımıyla oynasa, daha cesaretli, daha saldırgan olabilirdi. Oynadığım takım Fenerbahçe ne olur ne olmaz düşüncesi bilinçaltına yerleşmişti bir kere.

Haksız da sayılmazlardı. Bir yanda Alex, Özer, Mehmet Topuz, Emre, Baroni’li Fenerbahçe orta sahası, diğer yanda Colman, Serkan, Selçuk, Gabriç’li Trabzonspor. Şenol Güneş, daha önce Bross’un tek forvetin arkasına Gabriç’i, Alanzinho’yu, Colman’ı dolgu yaparak gol adamı sayısını artırmak istedi. Colman sahada neredeyse hiç yoktu, Alanzinho, geriye kadar geldi, çalımlarla topu ileri taşımaya çalıştı, olmadı.

Bir kere olması da zordu. Fenerbahçe’de Christina Baroni diye bir oyuncu var. Daha önce yerlere göklere sığdıramadığımız Marco Aurelio’dan hem oyun zekası hem de tarzıyla kat ve kat üstün. Savunuyor, ileri çıkıyor, şut atıyor, topun takımında kalmasını sağlıyor. Alex’in yapması gereken koşuları da kendisi yapıyor. Trabzonspor karşısında Fenerbahçe bu kadar atak görüntü sergilemesinin anlamı Baroni’dir.

Buna rağmen Trabzonspor’da oyunu domine edecek, Selçuk, Alanzinho, Colman gibi 3 isim etkisiz kalınca, iş sadece Serkan’ın bireysel üretimine kaldı. O da Dos Santos’un acemiliğinden faydalandı. Ama forvet hattındaki Umut’un eski hastalıkları nüksedince gol atmak dış şutlara, karambol pozisyonlara kaldı. Forveti ikilemek de yetmedi. Fenerbahçe Daum’la önce gol yemeyeyim mantığıyla sahaya çıkıyor. Arkadaki Bilica ve Lugano gibi iki isim eğer uyumlu bir günündeyse neredeyse kale önlerini pozisyona bile kapatıyorlar. Trabzonspor kaleye çok şut attı ama Volkan’ın kurtardığı tek pozisyon yok. Bu maçtan sonra gol atan forvetin önemi bir kez daha anlaşılmıştır umarım.

Maçın hakemleri sonuca tesir etmiş midir diye soracak olursanız, etmemiştir diyemeyiz.  Alanzinho’nun pozisyonu ofsayt değildi. Eğer devam etse gol olma ihtimali neredeyse yüzde yüzdü. Maça 1-0 galip başlayan Trabzonspor, ikiyi, üçü de bulabilirdi. Onun için hakemler maçın sonucuna öyle ya da böyle etki ettiğini düşünüyoruz. Maçın genel görüntüsü beraberlik üzerineydi. Fenerbahçe Trabzosnpor’a göre daha etkiliydi. Daha  net pozisyonlar  buldu. Buna rağmen Trabzonspor kaybetmeyebilirdi de. Atanın kazanacağı bir maçı Fenerbahçe kazandı.

Bir rezaletin fotoğrafı

               23/11/2009

Bir spor yazarının hayatı boyunca karşılaşacağı üç beş şoktan birini yaşadım İstanbul’da. Adına ne derseniz deyin bir futbol takımının futbol takımından başka bir şeye benzediğini gördüm. Trabzonspor bu haliyle sadece Kasımpaşa’ya değil, herkese yenilirdi. İstanbul 2. Amatör kümeden bir takım bile bu Trabzonspor’u 3-4 golle Trabzon’a uğurlardı.

Beşiktaş maçında bu sezonun en iyi futbolunu oynayan bu takım, Trabzonspor tarihinin en kötü futbolunu oynayarak o sayfalarda yerini almıştır. Maça bakıyorsun Kasımpaşa hücum ağırlıklı bir kadro ile sahada. Trabzonspor’un kadrosu da çıkabileceği kadro. Belki etkisiz ve oyunla ilgisi olmayan Gabriç olmayabilir diyorsun ama ne faydası var.

Öne de geçiyorsun ama yürüyecek halleri olmayan futbolculardan kurulu bir takımın 5 yemediğine şükredin.

Maçı izlerken her iki takım arasındaki klas farkını, hedef farkını da göremiyorsun. Sayın başkan Şener bize bu takımı mı izlettirecektin? İki yıldır yatırım yaptığın, bu sene şampiyonluğa oynatacağına söz verdiğin takım bu takım mı? 

Hiçbir Trabzonsporlu bu takımı kendi takımı olarak kabul etmez. 1-0 olana kadar Trabzonspor’un sahada varlığı belli değil. 1-1, 2-1 ve 3-1 oluyor, futbolcular bu gollere tepki bile vermiyor. Kalecin bir alem, defansın aklı üç karış havada. Hadi bu topçuların yetenekleri sınırlı diyelim, koşmakta mı koşamazlar?

Maalesef bu futbolcular, mağlubiyete isyan edecek acizlikte. Bu takım sadece teknik direktörü gönderilerek ayağa kalkamaz. Sadece kongreyle de ve sadece oyuncularını göndererek de. Çözüm başka.  Burada yazmak istemediğim radikal tedbirler almadıktan sonra pansuman tedbirlerle iki senede üç senede bir böyle şoklar yaşamaya devam eder, kahrı da Trabzonspor taraftarına düşer.

Her şey bir tarafa Kasımpaşa taraftarının dört dört diye bağırması, Trabzonspor kümeye diye tezahüratlarda bulunması hiç unutulmayacak. Yani altı üstü bir Kasımpaşa. Bir uyarım da Trabzonspor taraftarına. Maç içinde en suçsuz olan onlardı. Her şeye rağmen Trabzonspor’larını izlemeye geldiler. Ancak gereksiz yere Kasımpaşa için ‘kümeye’ tezahüratlarında bulundular. Trabzonspor taraftarı şunu bilmeli, Trabzonspor’un rakibi Kasımpaşa değildir, olamaz da.

 


 

 

Bir Trabzon klasiği

                                    09/11/2009

Bu yazının başlığından sonra aklınıza ne geliyorsa o. Trabzonspor Beşiktaş karşısında 10’a yakın pozisyon bulup, en az yedisini atamıyorsa bu olsa olsa Trabzon işi, Trabzon klasiği olurdu. Rakibini kendi on sekizine hapseden, yedi defansla savunma yapan Beşiktaş karşısında bu kadar pozisyon üretebildiği için herkes Trabzonsporlu oyunculara ve teknik direktöre teşekkür etmeli. Bir de madalyonun diğer yüzü var. Sonuç olayı.


Trabzonspor, bütün büyük maçlarda pozisyonları daha çok bulup en sonunda sahadan boynu bükük ayrılan takım oldu hep. Bu sefer bu olmayacak sandık ama yanıldık. Trabzonspor bu sene en fazla sola yatırım yaptı ama ne çektiyse solundan çekti. Gabriç 2 buçuk milyon Euro ile transfer edildi ama sahada yürüyecek hali yok. Cale, ne şiş yansın ne kebap havasında. Buna rağmen, Umut, Colman, Selçuk, Tayfun, Song ile son zamanların en etkili futbolun oynadı. Öyle olmasa Beşiktaş pozisyon üretirdi. 3 pozisyon buldu. İkisi gol birini de Sylva çıkardı.

Trabzonspor yedi yüz de yüz pozisyon buldu, sıfı

A. Kadir Bıyıklı
Guti’de ...
Bülent Çimşit
Uğur Meleke ye ...
Hızlı Erişim Videolar Marşımız






     
Gelecek Maç
Maç Adı : Spor Toto Süperlig 4.Hafta Karşılaşması
Tarih : 13.09.2010
Saat : 19:00
Stad : Hüseyin Avni Aker
Anket

Trabzonspor Bu Sezon Kaçıncı Olur?

Şampiyon 30
2.Sırada 21
3.Sırada 21
4.Sırada 17
5.Sırada 22


Toplam Kullanılan Oy = 111
İstatistik
Misafirler : 1
Online Üyeler : 0
Toplam Üye Sayısı : 560
Toplam Ziyaretçi : 304503
Online Kullanıcılar :